18 Haziran 2012 Pazartesi

ABDULLAH GÜL'ÜN GÖREV SÜRESİ: 7 YIL MI? 5 YIL MI?

2007 yılında yapılan referandum ile cumhurbaşkanını halkın seçtiği bir "yarı başkanlık sistemi"ne döndük. Bu anayasa değişikliğine göre cumhurbaşkanı için 5+5 yıl görev süresi belirlendi. Bunun anlamı; bir kere seçilen cumhurbaşkanı 5 yıl boyunca görev yapacak ve son bir kere daha aday olup bir 5 sene daha görev yapmasıdır.

Bilindiği gibi, o sıralarda cumhurbaşkanı seçimi bir kaosa dönüşmüş ve bu erken seçime yol açmıştı. Bunun üzerine AKP hükümeti, cumhurbaşkanını halkın seçeceği bir anayasa değişikliği paketi hazırladı ve bu da referanduma gitti. Referandumdan önce seçimler oldu ve MHP de meclise girdi. MHP cumhurbaşkanı seçimi için meclise gireceğini açıklayınca toplantı yeter sayısı tartışması da sona erdi ve AKP gümrükte oylanmasına başlanmış bir referanduma hukuki olmayan bir değişiklik yaptı. 11. cumhurbaşkanı seçimi bu yasa değişikliğine tabii olmayacaktı. Abdullah Gül, eski yasaya göre meclis tarafından seçildi. Yapılan bu son dakika değişikliği yeni bir tartışmayı başlattı: Abdullah Gül'ün görev süresi kaç yıl olacaktı?

Sabih Kanadoğlu, Abdullah Gül'ün görev süresinin 7 yıl olmasını anayasa değişikliği yapılması şartına bağlıyor ve şu anki haliyle görev süresinin 5 yıl olacağını savunuyor. Muhalefet partisi de bu yönde görüş bildirirken, iktidar partisi 7 yıl ve bir kere seçilme durumundan bahsediyor. Buna karşın en akli kararı Anayasa Mahkemesi raportörü verdi. Anayasa Mahkemesi raportörü, mevcut cumhurbaşkanının görev süresinin 7 yıl olduğunu ve 5 yıl için daha seçime girebileceğini belirten bir rapor yazdı. Belirtmekte fayda var. Bu rapor nihai bir karar değil ve Anayasa Mahkemesi'ne bir tavsiye niteliğinde.



Öncelikle Abdullah Gül 7 yıl için meclisce seçildi ve seçildikten sonra anayasa değişikliğine gidildi. Bu sorunu bir örnekle çözelim. Şu an bir anayasa değişikliğine gidilse ve görev süresi 1 yıldır dese Abdullah Gül'ün görev yaptığı süre iade mi edilecek? Tabii ki hayır. Kazanılmış hak anayasa hukuku için çok da güvenilir bir dayanak olmasa da burada geçerlidir. Buna karşın değişiklikler kişinin lehine ise bu uygulanır. Yani Abdullah Gül ikinci kere de seçime girebilir. Fakat mevcut yasa görev süresini 10 yıl olarak belirlemiş şayet ikinci kere seçilirse. Benim görüşüm, Abdullah Gül ikinci kere seçildiği takdirde görev süresini 10 yıla tamamlamalıdır. Bu da 3 yıla tekabül eder. Bu sorun ufak bir anayasa değişikliği ile de halledilebilir. Eğer Abdullah Gül 2. cumhurbaşkanlığı görevini 5 yıl yaparsa toplam görev süresi 12 yıl olur ki bu da ne yeni yasaya ne de eski yasaya uygundur. Bu şekilde yeni bir hukuk yaratmış oluruz. Bu açıkça bir yetki gaspıdır. 

29 Şubat 2012 Çarşamba

TÜRK MİLLİYETÇİLİĞİNİN ADIGÜZEL ÇELİŞKİSİ

(Öncelikle bu makale http://www.turksolu.org/248/adiguzel248.htm ilgili linkteki Hüseyin Adıgüzel makalesine eleştiridir. Önce onu okumanız daha uygun olacaktır.)

Söz konusu makaleye Adıgüzel, millet, milliyet, milliyetçilik gibi nosyonların tanımını yaparak başlamış. Her zaman dediğimiz gibi milliyetçilik tanımı itibariyle çelişiktir. Ne demiş TDK: "Maddi ve manevi açılardan millet ve ülkesinin çıkarlarını her şeyin üstünde tutma anlayışı, ulusçuluk, ulusalcılık, nasyonalizm." Peki gerçekten de Türkiye'deki milliyetçiler ülkesini her şeyden üstün mü görüyor? Tabii ki hayır. din olgusunu yadsıyan bir milliyetçilik anlayışı (Atsızcılar hariç) neredeyse yok gibi. Slogan bile hep aynıdır:"Rehberimiz Kur'an ülkümüz Turan!"

Bakın makalede ne diyor: "...her millet milliyetçi olabilir, milliyetçilik yapabilir."  Öyleyse Kürt milliyetçiliği de yapılabilir mi? Buna bakın ilerde nasıl cevap veriyor Adıgüzel. "Bugün ülkemizde milliyetçilik yapan Kürtlerin, Çerkezlerin, Abhazların ya da başka gurupların milliyetçilikleri etnik milliyetçilik sınırını asla aşamaz. Azınlık halkların siyasi bir milliyetçilik yapabilmeleri mümkün değildir. Onlar, ancak ırk ve kan birliği üzerinden milliyetçilik yapabilirler. Bu yüzden ırka dayalı bir milliyetçilik yaptıkları için, onlar ırkçıdır, faşisttir ve Türk milliyetçiliğinin, dolayısıyla Türk devletinin ve milletinin düşmanıdırlar."  İşte şimdi asıl soru geliyor, madem Kürtler ırka dayalı milliyetçilik yaptığı için faşist, Çin Halk Cumhuriyeti'ndeki veya Rusya'daki Türkler milliyetçilik yaptıklarında nasıl oluyor da faşist olmuyor? Kıvırma payı her zaman açık milliyetçilikte. "Rusya Türklerinin yaşadığı prosesler, Türkiye’de yaşanmadığı için, Türkçülük (Türk milliyetçiliği) etnik milliyetçilikten, siyasi milliyetçiliğe kolaylıkla çevrilebilmiştir."  Dikkat etiyseniz buraya kadar herhangi bir neden-sonuç ilişkisi içeren bir tarihsel metod yok.

Hüseyin Adıgüzel ağzındaki baklayı daha sonra çıkarıyor: "Devleti olmayan ve siyasi bir varlık özelliğini kazanamamış bir topluluk, millet vasfını kazanamaz. Millet olamayanların milliyetçiliği, yani o topluluğa bağlılık duygusu, ırka ve kana dayanır ki, buna etnik milliyetçilik demek gerekir. Çünkü, devleti olmayan bir halkın birliği, devlet kurmak için oluşturulur. Bağlı olarak yaşadığı devletten kurtulması, devletini kurabilmesi, o devlete düşmanlığı ve mücadeleyi gerektirir. Bu mücadelenin yapılabilmesi kan ve ırka dayalı bir birleşmeyi gerekli kılar. Bu da bir etnosa, ayrı bir milliyete düşmanlık kaynağından doğan etnik milliyetçiliği ortaya çıkarır." Bu durumda Türkiye Cumhuriyeti'nde bir ikitidar değişikliği olsa ve Türkler azınlığa düşse demek ki Türk milliyetçiliği diye bir kavram ortadan kalkacaktır. Devlet gibi, sınıfın sınıfa tahakkümünü kolaylaştırmak için ortaya çıkarılmış yapay bir kurum, nasıl olur da millet gibi siyasi bir grubun varlığında kriter olabilir? Bakın aynı makalede İsmail Hami Danişmend'in sözleri alıntılanmış: “… Millet siyasi bir grubu, milliyet ise bünye, dil ve kültür özellikleri ile ortaya çıkan bir kütleyi” ifade eder. Bu tanımda hangi kavram devletle ilişkilendirilmiş?

Çelişkiler yumağı devam ediyor. Rusya'daki Türkler için devlet kuramadılar, tek bir millet olamadılar diye eleştiri yapılıyor. Ee demin aynı şeyin peşindeki Kürt milliyetçilerine "faşist" demedin mi? Ne farkları var bu iki milletin? Demek ki Türkler yapınca farklı sonuç, Kürtler yapınca farklı sonuç doğuyor. Evet ne kadar bilimsel. Yugoslavya'nın parçalanması da anlatılmış ki dillere destan. Srebrenica vs. hiç olmamış, biz hayal görmüşüz. Tamamen yanlış milliyetçilikten. Yoksa doğru milliyetçilik hiç zarar verir mi?

"Türk milliyetçiliğine, ırkçılık, yayılmacılık, faşizm gibi saçma sapan iftiralar atanlar, millet ile milliyet, etnik milliyetçilik ile siyasi milliyetçilik arasındaki farkı kavrayamayan Avrupamerkezci bir anlayışın ürünleridirler." Bunu diyen adama sormak lazım: Türk milliyetçiliği veya İttihat Terakki ne tür bir anlayışın ürünüdür? Milliyetçilik hangi coğrafyada serpilmiştir? Buna cevaben ise, milliyetçiliğin Türk toplumlarından eskiden beridir var olduğu iddiasını ortaya atar. Buna zaten kimsenin diyeceği yok. Zaten Antik Yunan'da da vardı bu düşünce, Persler'de de vardı, ne bileyim Çinliler'de de vardı. Mesele onu ideolojik zemine oturtmaktı. Bu da Fransız Devrimi ile birlikte oldu. Öyle tarihten örnekler vererek milliyetçilik vardı yeeeeaaa demekle olmaz. O zaman sormazlar mı adama, o zaman devletin yoktu senin yaptığın milliyetçilik değildi, faşistlikti diye? He?